web analytics

Sosyalist Feminist, Sosyalist Feminizm, Feminizm

Bu yazı sosyalist feminist konusunu ele almaktadır.

Sosyalist Feministler, 1987 yılından itibaren yayınladıkları “Sosyalist Feminist Kaktüs” adlı dergiyle feminizmin Türkiye’deki seyrinde ayrı bir sayfa açtılar. Sosyalist feministler, sosyalizmle radikal feminizmin sentezi olan bir söylemi gündeme getirmeye çalıştılar. Nükhet Sirman’ın ifadesiyle, Sosyalist Feministler, feminizmi sosyalist arkadaşlarının gözünde meşrulaştırmaya çalıştılar. Bu grupta yer alan feminist kadınlar, deyim yerindeyse sosyalistleri feminist yapmaya çalışırken, feministleri de kadının kurtuluşu davası için sosyalizmin gereği konusunda ikna etmeye çalışmaktadırlar.sosyalist feminist

Sosyalist feministlerin temel argümanları üretim ve yeniden üretim süreçlerine endeksli olarak ortaya çıkan özel/kamusal alan ayrımları etrafında gelişmektedir. Kadının erkeğe göre ikincil duruma düşüşünün ve ezilişinin temelini bu iki alan arasındaki ayrımda arıyorlar. Kadının mevcut statüsünü ataerkil kültürün ideolojik boyutuna bağlayan radikal feministlerin tersine, kadının ezilmişliğinin ekonomik faktörlerden kaynaklandığını ileri sürüyorlar. Kadının ikincil durumda olmasının arkasında yatan biricik faktör ekonomik modelin tarihsel boyutu yani kapitalizmdir. Bunun için de radikal feministlerin kullandıkları ataerki kavramı yerine sosyalist feministler “kapitalizmi” kullanıyorlar. Bu feministlere göre kapitalizm, erkeği tarihsel olarak kamusal alana, kadını ise özel alana yerleştirmiştir. Çocuk doğurma ve bakma,  çocukların sosyalizasyonu, ev işleri, nesillerin devamı, erkeğin cinsel ihtiyaçlarının tatmini ve psikolojik gerilimlerinin giderilmesi gibi görevler kapitalist sistem içinde kadına yüklenmiştir. Kapitalizm, kendisi için gerekli emek gücünü oluşturan nesilleri çekirdek aile içinde yetiştiriyor. Öte yandan çalışma alanını, iş dünyasını evden ayırarak erkeğe tahsis etmiştir. Kapitalist sistem içinde üretim yeniden-üretime baskın olduğu için kadın da işgal ettiği ekonomik konumuyla birlikte erkeğe karşı ikincil konuma düşmektedir. Böylece ezme/ezilme ilişkisi kadının bedeninden değil, kadın ve erkeğin içinde bulundukları ekonomik koşullardan kaynaklanıyor. Özel/Kamusal alan ayrımı da iki farklı ekonomik alanın uzantısından başka bir şey değildir.

Sosyalist feministler, “özel olan politiktir” sloganına özel bir anlam yüklemektedirler. Bu slogana göre özel kurum olan aile içindeki kişiliklerin, özel ilişkilerin, sırların, kısaca mahrem hususların hepsi politik boyutlara sahiptirler. Özel alan aslında kadının ezilmesinin ortamını ve potansiyelini hazırlar. Bu nedenle aile kurumuna karşı özel bir antipati geliştirmişlerdir. Çünkü aile, kadının ezilmişliğinin, ikincilliğinin zeminini hazırlayan tarihsel bir kurum olarak kabul ediliyor. Aile aynı zamanda kadını bu ezilmişliğe ideolojik biçimde ikna ederek ezilme ilişkisini onun da gözünde meşrulaştırıyor. Bunun için aile içi ilişkilerin, yani özel alan ve içindeki ilişkilerin politize olması gereğini hararetle dile getiriyorlar. Sosyalist feministlere göre aile içindeki cinsiyet temeline dayalı işbölümünün, cinselliğin, eş dayağının, annelik ve ev kadınlığının ancak politizasyonu ile bunların kamusal alana taşınmasıyla, kamuoyu tartışmasına sunulmasıyla ve ifşa edilmesiyle kadının erkeğin baskısından kurtulması mümkün olabilecektir.

Sosyalist feministlere göre aile, kadına temelde üç rol yüklemek suretiyle onun erkek tarafından ezilmesini sağlıyor; ev kadınlığı, karılık ve annelik. Aile, kadının bu rollerine bir takım kutsiyetler atfederek efsaneleşiyorlar ve kadını bu cendereler içinde eziyor. Oysa ev kadınlığını sadece kadınların yapması gerektiğini söylemek için zorunlu bir neden yoktur; erkek de aynı şeyi pekala yapabilir.

Ailenin yıkılmasının ekonomik temelleri de ancak sosyalist bir toplumda atılabilecektir. Üretimin sosyalleşmesi ailedeki yeniden-üretime gerek bırakmayacak ve ailenin önemi daha da azalacaktır. Aslında modern toplumda ailenin yeniden üretim sürecindeki rolüne bakıldığında sosyalist feminist argümanların ciddi biçimde eleştirilmeye açık olduğu söylenebilir. Bilindiği gibi gelişmiş Batı toplumlarında ev işlerinin büyük bir kısmı toplumsallaşmış durumdadır. Karı-koca çalışan ailelerde yeniden üretim, cinsel birlikteliğin ötesine gitmiyor. Birçok ailede çay ve kahve takımından başka bir mutfak malzemesi bulunmamaktadır. Bu tür ailelerde yemek dahi sosyalleşmiş durumdadır. Ancak kadın/erkek tanımlarına yönelik zihniyet kalıplarında bir değişiklik oluşmamıştır. Burada da ataerkil kültürel değerlerin sürmekte olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte, sosyalist ülkelerin hiçbirinde aile yok olma noktasına gelmedi. Aksine kadınlar kapitalist toplumlarda yakaladıkları özgürlük, ekonomik bağımsızlık ve otonomi gibi imkanları sosyalist rejimlerde yakalayamadılar. Kadınların kurtuluş projesi olan feminizm de, bu ülkelerin çoğunda gelişme imkanı bulamadığı gibi, ayrılıkçı hareket olarak nitelendirilerek bastırılmıştır. Sosyalist feministlerin vurguladıkları politikalardan biri de kamusal alanın kadınlara açılması politikasıdır. Kamusal tüm kurumları reddeden radikal feministlerin aksine sosyalist feministler, kadının kurtuluşunun kamusal alana açılmakla mümkün olabileceğine inanmaktadırlar. Çünkü kadınların bu alana açılması, başta kapitalist sistem olmak üzere, tüm iktidar odakları için tehlike oluşturuyor. Siyasal iktidar, kadını kamusal alandan soyutlayan değerler geliştirmiştir. Bu değerlerden biri “iffet” kavramıdır. Devlet, kadınları “iffetli” ve “iffetsiz” olarak ayırıyor, iffetli olmayı ev kadınlığına bağlıyor, böylece kadınları kamusal alandan soyutlayarak özel alanda tutmaya devam ediyor.

Sosyalist feminist ler ayrıca, kadınların kamusal alanda ev işlerinin uzantısı olan alanlarda istihdam edilmesine şiddetle karşı çıkıyorlar. Onlara göre kadınlar, mevcut koşullar altında ya cinsellikleri yahut da ailedeki maharetleri ön plana çıkarılarak istihdam ediliyorlar. Hemşerilik, sekreterlik ve hosteslik gibi meslekler kadınların cinsiyetine bağlı olan önemli mesleklerdir. Bunun yanı sıra, öğretmenlik, temizlikçilik, memurluk gibi işlerin önemli bir kısmı da kadınların aile içindeki rollerinin uzantısı niteliğindedir.

Sosyalist feministlere göre kadının kamusal alana çıkışını engelleyen bir diğer faktör ise kamusal ve özel alan ayrımına göre dizayn edilen modern kentlerdir. Ekonomik ve sosyal aktiviteler olan eğitim, ticaret, üretim gibi etkinliklerin hepsi aileden koparılmış ve aileye uzak yerlerde kurumlaştırılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir