web analytics

Osmanlı Devleti’nde Reklam, Osmanlı Ve Reklam

Osmanlı Devleti’nde ticari hayat büyük ölçüde İhtisap Kurumunun denetiminde olduğundan, reklamcılık ilk zamanlarda ilan ve afişten gerektiği kadar yararlanamamıştır. Batı devletlerindeki ticari gelişmelere bağlı olarak değişen rekabet ortamı Osmanlı’da İhtisap Kurumu denetimine maruz kalmıştır. Bu kurum Osmanlı iç piyasasının işleyişini düzenlemekle sorumlu olmuştur. Bu düzenlemelerle tüccarların reklam yapmaları yasaklanmıştır. Ancak, 1838-1846 yılları arasındaki ithalat-ihracat hareketleri, Osmanlı ticaret hayatının dönüşüm sürecine girmesine sebep olmuştur. Bu süreçle beraber artık gazetelerde ilanlar basılmaya ve ilerleyen zamanlarda da batı kültürüne yakın işadamları tarafından reklam ajansları kurulmaya başlanmıştır.

Osmanlıda devletinde reklamcılık, tellallar ile ölüm ilanları, ürün tanıtımları, resmi fermanların halka duyurulmasıyla başlamaktadır.

Satıcılar ürünlerini çeşitli benzetmelerle çığırtkanlık yaparak, kafiyeli sözlerle ve manilerle tanıtarak pazarlamaya çalışmaktadırlar. Maniler Osmanlı devletinin reklâm tarihinde önemli bir yere sahiptir. Sokak satıcıları günümüz reklam metinleri gibi kafiye ve söz sanatlarını kullanarak ürünlerini tanıtıp mani okuyarak, tüketicilerin ilgisini çekmeye çalışmışlardır. Osmanlı devletinin bazı kurumlarının, matbaanın gelişini geciktirmesi, basılı reklam sektörünün gelişimini engellemiştir. Bu gecikme Osmanlı’da reklam üretilmesini engellemiş; ancak Avrupa’dan gelen basın ilanları halkı bilgilendirme ve reklamla tanışma konusunda halkı, olması gereken yere yakınlaştırmıştır. Osmanlı sınırlarına giren ilk reklam, Venedik’te bastırılarak çoğaltılan, “tiryak” isimli ilacın el ilanıdır. Bu ürün “alamet-i farika” olarak tanıtılmakta, “nişan” olarak ürünün kalitesini temsil eden, Venedik şehrinin göstergesi altın renginde insan başının yer aldığı belirtilmektedir.Yeni yazı ekle ‹ — WordPress.html

İlk Türk matbaasının kurulduğu dönem, Osmanlı tarihinde Lale Devri (1718 – 1730) olarak adlandırılmaktadır. Lale Devri, sadece matbaanın kurulması açısından değil, “Batılılaşma” anlamında yenilik hareketlerinin başlaması açısından da önem taşımaktadır. Matbaanın Osmanlı’ya gelmesi ile el ilanlarının basılmasının ardından, basın sektörünün oluşması, reklâm sektörünün gelişmesi için zemin oluşturmuştur.

Osmanlı topraklarında reklâm içeren ilk gazete, “Spectateur Oriental” adı altında Fransızlar tarafından İzmir’de çıkartılmıştır”.

Osmanlı topraklarında yayınlanan ve basılan ilk Türkçe reklam, kesin olmamakla birlikte 1864 yılında “Tercüman-ı Ahval” gazetesinde yayınlanan bir mağazanın reklamı olduğu belirtilmektedir. Yenicami avlusunda züccaciye ürünleri satan bir mağazanın, Ramazan dolayısıyla yeni ürünlerini pazarlamak ve tanıtmak için basılı reklam kullandığı görülmektedir. İlk basılı Türkçe reklam için bir başka görüş belirten Çakır  ise 20 Ağustos 1840 yılında Ceride-i Havadis’te yayınlanan Avrupa’dan ithal edilen Galata Perşembe Pazar’ındaki bir dükkânda satılan, Fransız işi duvar kâğıtlarının reklamı olduğunu belirtmektedir. Bu reklamdan sonra Çakır  1864 yılında yayınlanan reklamın Ramazan ayında yayınlanan ilk reklam olduğunu söylemektedir ve şu şekilde aktarmaktadır;

“İstanbul’da Yeni Cami-i Şerif havlusunda bulunan mağazada Kaliforniya sumakı madeninde masnu’ olarak saksı ve tabak ve sofa ve mahbah takımı ve zinete dair türlü türlü eşya satmakta iken şehri ramazan-ı şerifin hululü cihetiyle yeniden pek çok takımlar vürut etmiş olduğu cümlenin malumu olmak üzere ilan kılındı”

Ramazan ayında yayınlanan ilk reklamın Kaliforniya menşei olan bir ürünün olması, geleneksellikten uzaklaşılıp modern dünyaya ve bir anlamda küreselleşmeye giden yolun başlangıcı sayılmaktadır. Ramazan ayının Müslüman halk üzerindeki dini etkisinin, onları tüketime sevk edeceğini düşünen mağaza, bu etkiyi kullanarak yeni gelen ürünleri hakkında bilgi vermektedir. Teravih namazının ardından kıraathanelerde toplanan insanları kendi mekânlarına çekmek isteyen esnaf da reklama başvurmuştur. Teravih namazından sahura kadar geçen sürede muhabbet etmek isteyen halk için oyun oynayabilecekleri, gölge gösterilerini izleyebilecekleri mekanlar olan bu kıraathaneler, çeşitli kampanya ve promosyonlarla halkın ilgisini çekmeye çalışmıştır. Bu mekânların reklamlarından birine örnek olarak aşağıdaki metin verilebilir.

“Kırathanelerimizde Ramazan-ı Şerif geceleri başka yerlerdeki gibi çalgı ve gölge oyunlarına dair şeyler bulunmayıp, daima teşriflerini beklediğimiz kişiler ve maarif severlerin olabildiğince eğlenmeleri için içecekleri meşrubatın parasını almamız dışında… nezdimizdeki kitaplardan birer adet, meccanen takdim olunacağı Böylece çalgı vesair şeyleri terk ederek okumaya rağbet edecekleri… Ramazan boyunca kıraathaneme abone olanlara üç ya da altı aylık gazete verilmenin yanında müstakilen birer kitap da verileceğinden bir ay zarfında içecekleri meşrubattan da üçte bir oranında tenzilat yapılacaktır”.

Hem rakiplerinden sıyrılan ve esprili bir dil kullanan bu reklamla; dönemin Ramazan alışkanlıkları ve genel ortam hayal edilebilmektedir.

Osmanlı’da reklamcılık açısından önemli bir yere sahip olan “Ceride-i Havadis” gazetesi 4 sayfadan oluşmakta, son bir sayfa ilan için boş bırakılmaktadır. Bu gazete devletten destek alarak yaşamını sürdürdüğü için yarı resmi bir gazetedir. Reklamcılık açısından bakıldığında Ceride-i Havadis gazetesinde birçok yenilik bulunmaktadır. İlanlara başlık konması, resim kullanılması ve emlak satış ilanları bulunması bu farklılıklardandır. Aynı zamanda gazetenin kurucusu da olan Winston Churchill, bu emlak ilanlarına aracılık yapacağını söyleyerek ve çeşitli yarışmalar düzenleyerek halkla iletişime geçmiştir. Gazete ilk yıllarda ilanların çoğunu Türk reklam verenlerin ürünlerine ayırmaktaydı. Bunun sebebi iç ticaretteki yasakların yeni kaldırılmış olmasıdır. Daha sonraları dış ülkelerle yapılan anlaşmalar sonucu yerli ve yabancı tüccarlar eşit hale gelmiştir. Devlet katkısı olmadan özel girişimlerle ve Türkler tarafından kurulan ilk gazete olan “Tercüman-ı Ahval” batı kültürüyle Türk kültürü arasında bir iletişim kuracağını ve ilk sayısından itibaren ilan alacağını duyurmuştur. Rekabet ortamına giren bu yeni gazeteye karşılık “Ceride-i Havadis” gazetesi bir ek çıkartarak, İngiliz reklamcılığını Osmanlıda da uygulamaya çalışmıştır. Her ne kadar batılı yaşam tarzını ve yeni teknolojileri duyurmaya ve anlatmaya yardımcı olsa da devletin siyasi ve politik koşulları, ilanları ikinci planda bırakmaktadır. 1870 yılında yayın hayatına başlayan “Basiret Gazetesi” baskı sayısının dönemin koşullarında oldukça yüksek olması ve tarafsız yayın yapmasının yanı sıra ticari ilanlara da ev sahipliği yapmaktadır. Yayın hayatına başladıktan 8 yıl sonra kapatılan Basiret Gazetesi ilk yıllarda kitap ev arazi ve ilaç reklamı yayınlarken, son yıllara doğru ilaç, doktor, sarraf, parfüm, dikiş makinesi gibi ilanlara da yer yermektedir. 1888 yılının reklamları ürün gruplarına göre sınıflandırıldığında; 26 giyim, 21 ticaret, 17 sigortacılık, 14 gıda, 13 eğitim-kültür, 9 ulaşım-haberleşme, 8 sağlık-ilaç, 8 inşaat, 7 mobilya, 5 diğer farklı ürün grubu reklamına rastlanmaktadır. Bu reklamların 17 tanesinde de dönemin padişahı Sultan Abdülhamit’in adı geçmektedir. Bu da o dönemde reklamlarda ünlü kullanımının yaygınlığını göstermektedir.

İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla basın alanındaki sınırlamalar biraz olsun kalkmış ve bu doğrultuda gazetelerde reklamlar artmıştır. 1909 yılında kurulan ve reklam işleriyle düzenli olarak ilgilenen ilk kurum olan “İlancılık Şirketi” reklamcılık alanında ilk profesyonel şirket olarak aktarılmıştır.

Osmanlı devletinde reklamcılığın dış ülkelere oranla daha geç gelişmesi okuryazarlık oranının düşük olmasına bağlanmaktadır. Hızlı başlayan gazete ve dergilerde ilanlarının ardından, beklenen oranlarda geri dönüş alınamadığı için reklamcılık olması gereken yere gelememiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir