web analytics

Osmanlı Devleti’nde Ramazan, Osmanlı’ da Ramazan Bayramı

Türk kültürünü farklı yönlerden etkileyen pek çok farklı ülkenin ve medeniyetin kültürü bulunmaktadır. Bu farklı kültürlerin, Türk toplumunu etkilemesinin en önemli nedeni, Anadolu’nun ‘kültür beşiği’ şeklinde tanımlanacak kadar fazla sayıda kültüre ev sahipliği yapmasıdır. Anadolu konumu gereği Asya ve Avrupa kıtasının arasında ve göç yolları üzerinde bulunmaktadır. Bu coğrafi konum hem farklı kültürlerden etkilenme hem beslenme imkânı sunmaktadır. Türk toplumunun bu coğrafyada yaşamış Türk devletleri arasında en çok Osmanlı devletinden etkilenmiştir. Türk devletleri içinde gerek İslamiyet’le yönetilmesi, gerek günümüze yakınlığı, gerekse çok uzun yıllar yaşamış olması, Osmanlı devletini reklam ve ramazan yönünden incelenir kılmaktadır.

Osmanlı devleti zamanında soğutucular olmadığı için Ramazan Ayı hazırlıkları aylar öncesinden başlamaktadır. Ataerkil düzenin hüküm sürdüğü Osmanlı’da kadınlar tarafından hazırlanan yemekleri farklı saklama teknikleriyle muhafaza etmekte ve Ramazan ayına iş bırakmamaya özen göstermekteydiler. Maddi durumu iyi olanlar kimseler ihtiyaçlarını önceden temin edip hazırlıklar yaparken, maddi durumu yetersiz olanlar için vakıflar devreye girmekteydi. Osmanlı devleti zamanında oldukça etkin olan vakıflar, yardıma muhtaç kimseleri belirlemekte ve ihtiyaçları doğrultusunda yardım etmekteydi. Devletlerin Ramazan Ayı’ndan önce yaptıkları hazırlıklardan biri de Ramazanın ilan edilmesi sürecidir. İllerde kadı veya din âlimlerinin başkanlığında bir heyet kurulmakta ve Yevm-i şek (hilalin görülmesiyle Şaban ayının bitip, Ramazan’ın başlangıcının tespit edildiği ve emin olunamadığı için şüpheli olduğu söylenen gün) gecesi yüksek bir tepeden ayın durumu gözetlenmekteydi. Bu süreç bir eğlenceye dönüştürülmekte ve o gece tepede i herkes kadı tarafından ağırlanmaktaydı. Ay tepenin ardından görülür görülmez de Ramazan’ın başladığı halka ilan edilir ve o gece sahura kalkılırdı. Bu ilanda camiler kandillerini yakmakta, top atışı yapılmakta ve davullar çalınmaktaydı.

Ramazanın Türk kültüründe sembollerinden biri olan mahya; Farsça “mah ile Arapça –iyye” ekinin birleştirilmesi ile oluşturulmuş olup “aya mahsus” anlamına gelmektedir  ve ilk olarak Sultan II. Selim zamanında kullanılmıştır. Mahya ramazan gecelerinde, camilerde iki minare arasına gerilen ipler üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan yazı veya yapılan resimler olarak tanımlanmakta ve Ramazan ayının bir simgesi halinegelmektedir. İhtişam ve gösterişin hâkim olduğu lale devrinde, Osmanlı’da Ramazan ayı minarelere kaftan giydirme -Minarelerin şerefeden külahla beraber her bir tarafının kandillerle donatılmasına kaftan giydirmek denilmektedir- ve minarelerden kandil uçurtmak gibi uygulamalarla renklendirilmekteydi. Camilerde mahya hazırlığı, minareler arasına mahya halatı çekilmesiyle, Ramazandan on beş gün önce başlayarak; Ramazan’ın ilk on beş günü yazı, daha sonraki günler resim olmak üzere kurulmaktaydı.

Osmanlı Ramazanlarında ön plana çıkan bir başka gelenek ise iftar davetleridir.

Osmanlı devletinde günümüzdeki resmi resepsiyonların, eski bir versiyonu şeklinde yorumlanabilecek iftar davetleri düzenlenmekteydi. Devletin resmi erkânı, şeyhülislam ve sadrazam tarafından gerçekleştirilen davetler, Ramazan ayının 26’sına kadar devam etmekte, bu tarihten sonra ise bayram hazırlıkları için bitirilmekteydi. Bu davetlerin toplumda da yansımaları olmaktaydı. Hemen hemen her ev sahibi, sahip olduğu ekonomik güç çerçevesinde eş, dost ve akrabalarını ağırlamaktaydı. Bu davetlerde fakir kimselere de evin başka bir bölümünde bir yemek hazırlanmakta ve yemeğin ardından “diş kirası” adı altında bir miktar yardım yapılarak sona erdirilmekteydi.osmanlı devletinde ramazan

Ramazan ayının Osmanlı’da başlayan geleneklerinden biri de hırka-ı şerif ziyaretleridir.

Mekke’nin fethinin ardından İstanbul’a getirilen kutsal emanetler Ramazan Ayı’nın on beşinci günü öğle namazı vakti Ayasofya caminde kılındıktan sonra Hırka-i Şerif ziyaret etmeye uygun kişiler, Topkapı sarayında Bâbüssaâde kapısında hazır bulunurlardı. Davetliler sırasıyla Hırka-i Şerif’i dualar eşliğinde, Hırka-i Şerîf bohçasına yüz sürerek ziyâret ederlerdi. Bu ziyâret sırasıyla Sadrâzam, Şeyhülislâm, Vezirler, Ulemâ, Yeniçeri Ağası, Defterdâr, Reisülküttâb, Çavuşbaşı Ağası, Tezkire-i Evvel, Sani ve Mektûbi Efendiler, Maliye Tezkirecisi, Sipâh ve Silahdâr ağalar, Cebeci, Topçu ve Arabacıbaşı ağalar, Haremeyn Müfettişi, Haremeyn Muhasebecisi, Şehremînî ve Yedinci efendiler şeklinde rütbe sırasına göre gerçekleştirilmekteydi.

Ramazan ayında her akşam kılınan teravih namazının ardından, Camii avlusunda kurulan Ramazan sergilerinde yerli ürünler satılmaktadır.

Bu sergiler hem alışveriş edilebilecek yerler, hem de iftar sonrası eğlenme mekanları olarak kurulmaktadır. Osmanlı döneminde çok rağbet gören saray halkı ve yabancıların daziyaret ettiği bu sergilerden alınan hediyelikler, iftarda ya da bayram ziyaretlerinde hediye olarak dağıtılmaktadır. Tahta barkalardan yapılan bu sergi tezgâhlarında döşemelik kumaşlar, şallar, tespihler ve bir takım yiyecekler satılmaktadır

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Osmanlı Devleti’nde Ramazan, Osmanlı’ da Ramazan Bayramı” te bir düşünce

  1. Pingback: Osmanlı Devleti’nde Reklam, Osmanlı Ve Reklam –