web analytics

Nuri Bilge Ceylan Hayatı ve Filmleri, Nuri Bilge Ceylan Kimdir

1990 sonrası Türk sinemasında öne çıkan isimlerden olan ve ülkemiz sinemasını yurt dışında başarıyla temsil eden Nuri Bilge Ceylan  sinemasını anlamak için öncelikle yönetmenin dünya görüşünü anlamak önemlidir. Andrew Sarris’in auteur yönetmeni belirlemede önerdiği ölçütlerden en önemlisi olan “içsel anlam” yönetmenin hayatını ve sinemasını şekillendiren olayları öğrenerek kavranabilir. Şu ana kadar biri kısa film olmak üzere toplam sekiz filme imza atan yönetmen bu filmleriyle birçok önemli festivalden ödüller alır. Sinema öncesi ilk olarak fotoğraf alanında çalışmaları bulunan yönetmen fotoğraftaki tecrübelerini sinema ile birleştirerek teknik anlamdaki becerisini filmlerinde de gösterir. Yönetmenin sineması gerek biçimsel gerekse içerik anlamında auteur kuramın işaret ettiği kendine has özelliklere sahiptir. Bu bölümde öncelikle yönetmenin hayatı ve sinemasının genel özellikleri ele alınacak sonrasında ise yönetmenin sineması içerik ve biçimsel yönden incelenerek filmlerinde ortak yönler öne çıkarılacaktır.

Nuri Bilge Ceylan Hayat Hikayesi

1959 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ceylan’ın çocukluğu, ziraat mühendisi olan babasının memleketi Çanakkale’ye tayini çıkması sonucu, Çanakkale’nin Yenice kasabasında geçer. Nuri Bilge Ceylan iki yaşından on yaşına kadar burada yaşar. 1969 yılına gelindiğinde ablası Emine Ceylan ortaokuldan mezun olur ve o yıllarda orada lise bulunmadığı için aile tekrar İstanbul’a döner. Ablasıyla birlikte çocukluklarının geçtiği kasaba hayatının etkileri yönetmenin ilk dönem filmlerinde kendini gösterir. İlk uzun metrajlı filmi olan Kasaba’nın çıkış noktasını ablasının yazdığı bir öyküden uyarlaması o yılların Ceylan kardeşler üzerindeki etkisini anlatan önemli bir detaydır.

İstanbul yönetmenin hayatında büyük değişikliklerin yaşandığı yer olarak bir dönüm noktası olur. Ceylan, ilerleyen yıllarda hayatında önemli bir yer tutacak olan fotoğraf dünyasına girme nedenini şu şekilde açıklar: “Çoğu şey tesadüflerle oluyor. O da herhalde öyle oldu. Çevremde sanat namına fazla bir şey yoktu o günlerde. Sadece bizim mahallede çok kültürlü bir aile vardı. Bizim en üst katımızda otururlardı. O aile, bana doğum günlerimde hep kitap hediye ederdi. Jules Verne’in kitaplarını onlar sayesinde okumuştum. Bir keresinde karanlık odayı anlatan bir kitap hediye etmişlerdi. Orada karanlık oda bana çok eğlenceli bir oyun gibi göründü. Belki bu yüzden” (Ceylan, 2016:60). Lise yıllarında tanıştığı fotoğraf sanatı ile uzun bir yolculuğa çıkar. Sinema öncesinde çalışmalar yaptığı fotoğraf ile hem kendi içindeki boşluğu doldurmaya çalışır hem de işin tekniğini kavrayarak çerçeve oluşturmadaki becerisini filmlerine aktarma olanağı bulur. Gençlik yıllarında izlediği Ingmar Bergman’ın Sessizlik filmi ise Ceylan’ın dünyasına sinema yapma isteğinin tohumlarını atar: “İstanbul’a geldikten sonra -16 yaşımdaydım galiba- Sinematek’te Bergman’ın ‘Sessizlik’ filmini izlemiştim. Bu film bende çok derin bir etki uyandırmıştı; sinemanın o güne kadar izlediğim bütün filmlerin ötesinde bir potansiyeli olduğunu düşündürmüştü. Ya benim belli bir zamanıma denk gelmişti ya o filmin kendi özelliklerinden kaynaklanıyordu, bilmiyorum ama o filmi seyretmek benim sinemaya olan ilgimin cinsini çok ciddi bir şekilde değiştirdi bir anda. O zamanlarda yavaş yavaş görsel sanatlara da ilgim başlamıştı” (“Üçlemenin Sonuna Geldim”, Söyleşi: Burçin S. Yalçın, 1999, www.nbcfilm.com). Öğrenimine İstanbul’da devam eden Ceylan liseden mezun olduktan sonra 1976 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümüne girer. Ancak o yıllarda ülkede hâkim olan çatışma ortamı nedeniyle öğrenimine devam edemez. 1978 yılında tekrar sınava girerek Boğaziçi Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünü kazanır. Boğaziçi Üniversitesi’nde okumasını hayatını etkileyen en önemli olaylardan biri olarak tanımlar(Ceylan, 2016:20). Üniversitenin Batı’ya dönük yüzü Ceylan’ın içindeki Batı hayranlığını körükler. Üniversitede geçirdiği yıllarda ileride hayatını şekillendirecek faaliyetler içerisinde bulunur. Lise yıllarında başlayan fotoğrafa olan ilgisi üniversitenin fotoğraf kulübünün katkısıyla artar. Okul yıllarında fotoğraf kulübünde harçlığını çıkartmak için çektiği vesikalık fotoğraflar ile bu alandaki ilk maddi kazancını sağlar. Üniversitede fotoğraf kulübünün yanı sıra okul kütüphanesi ve okulun müzik arşivi görsel sanatlar ve müziğe olan ilgisini besler. Okulun ardından Londra’ya giderek bir süre orada yaşar. Hayatta ne yapacağına karar vermeye çalıştığı bir dönem (a.g.e, 165) olarak tanımladığı Londra günleri içinde var olan hayatı anlamlandırma çabalarına cevap vermez. Bir gün, bir kitapçıda dolanırken Himalayalar ile ilgili bir kitaba denk geldiğini ve bu kitabın ilgisini çektiğini belirterek bu olaydan sonra Batı’dan uzaklaştığını açıklar: “Batı’yı bir daha dönmemecesine terk etmeye karar verdim. O zamanki duygum buydu. İçimdeki boşluk ve anlamsızlık duygusu iyice büyümüş durumdaydı. Çok yalnızdım. İnsan ilişkileri çok zor gelmeye başlamıştı. Batı’yla aramda çok büyük bir mesafe olduğunu hissetmeye başladım. Atina üzerinden Nepal’e uçtum. Himalayalar üzerinde 400 kilometre yürüyüş yaptım bir-iki ay içinde. Fakat aradığım anlam bir türlü gelmiyordu” (a.g.e, 22). Aylar süren yurtdışı seyahatlerinin ardından Türkiye’ye dönen Ceylan bu dönemde askere gitmeye karar verir. Bu karar ile birlikte kararsızlığın getirmiş olduğu sıkıntıları son bulur. Ankara’da askerlik yaptığı süre içinde ne yapmak istediğine tam olarak karar verir: “Ankara günlerim de çok yalnız geçti ama en çok düşündüğüm, düşünmek zorunda kaldığım, en çok film seyrettiğim ve kitap okuduğum dönemdi. Sinema yapmaya da kesin olarak bu dönemde karar verdim” (a.g.e, 23). Askerlik sonrası bu düşüncesini hayata geçirmek için sinema okumaya karar verir yolu tekrar Londra’ya düşer. Londra’da sinema okullarının pahalı olması nedeniyle okula gidemez fakat orada bulunduğu süre içinde sinematekler aracılığıyla sinema ile olan ilişkisi şekillenmeye başlar: “Her sabah King Cross’daki sinemateke gidip ardı ardına iki film izler, sonra da yeniden bir başka sinemateke giderdim. Yani günde muhtemelen üç film falan izlerdim. Sinema tutkum boyut kazanmıştı ve filmleri artık değişik bir dikkatle izliyordum” (a.g.e, 166). İkinci İngiltere macerasından sonra Türkiye’ye dönünce yeniden sınavlara girer ve Mimar Sinan Üniversitesi’nde sinema okumaya başlar. Mimar Sinan’da aldığı eğitim sinema alanında kendine güvenini artırır ve iki sene sonra okulu bırakır. Sinema alanında ilk olarak oyuncu olarak kendini gösterir. Arkadaşı Mehmet Eryılmaz’ın bir kısa filminde oyunculuk yapar ve bu filmin çekim sürecinde bulunması ona teknik anlamda çok şey katar.

Nuri Bilge Ceylan, sinemaya adım atmadan önce 1975’te fotoğraf macerasına başlar. Fotoğrafçılığının ilk döneminde siyah beyaz fotoğraf çalışmaları dikkat çeker. O dönem fotoğraflarında kurgusal, gerçeklikten uzak ve deneysel çalışmalar yapar.

Etiketler