web analytics

Kemal Sunal Filmleri, Kemal Sunal ‘ın Hayatı, Kimdir, Nerelidir ?

10 Kasım 1944 tarihinde Malatyalı bir ailenin çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya gelen Kemal Sunal, Mimar Sinan İlkokulu’nun ardından Vefa Lisesi’ni bitirmiştir.

Lise yıllarında başladığı tiyatro ilgisiyle son sınıfta okurken öğretmeninin yönlendirmesi ile Müşfik Kenter ile tanışarak Kent Oyuncuları tiyatrosunda profesyonel olarak görev almıştır.

Üniversite eğitimine de devam etmekte oluşu nedeniyle bir tarafı aksatması gündemde olduğundan eğitimine ara vermek zorunda kalmıştır. Daha sonra sırası ile “Ulvi Uraz Tiyatrosu”, “Ayfer Feray Tiyatrosu” ve “Deve Kuşu Kabare Tiyatrosu”nda görev alan Sunal’ın sinema hayatına girişi 1972 yılında Ertem Eğilmez tarafından keşfedilerek “Tatlı Dillim” isimli filmde görev verilmesi ile olmuştur.

Arzu Film çatısı altındaki ekip ile (Tarık Akan, Münir Özkul, Adile Naşit, Halit Akçatepe, Zeki Alasya, Metin Akpınar vd.) birçok filmde birlikte rol alan Sunal, 1974 te “Salako” ile başrol tecrübesini tatmasının ardından müstakil rollerle beyaz perdedeki başarılı yapımlara hayat vermiştir. Sunal 1977 yılında Antalya Film Festivali’nde “Kapıcılar Kralı” filmiyle “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü kazandı. 1989’da 2. Ankara Film Şenliği’nde de “Düttürü Dünya” filmiyle yine “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü aldı.

Üniversiteyi bitirerek, gençlere örnek olmayı isteyen Kemal Sunal, üniversiteye kaldığı yerden devam edip, 1995 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Bölümü’nü bitirdi (Karasu Gürses, 2001: 13). 1998 Yılında ise Şükran Esen yönetiminde “TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü” adlı yüksek lisans çalışmasını hazırladı.

Büyük bir yıldız ve dönemin en beğenilen, en çok hasılat getiren komiği olarak Kemal Sunal bir hayli film çevirir. Şaban’ı ya da benzerini kılıktan kılığa sokarak elbette ki tekrarlardan kaçamaz: bir dağlı, bahçıvan, seyyar köfteci olur. 14. Antalya Film Şenliği’nde ona bir ödül kazandıran “Kapıcılar Kralı” bir “Kral” dizisinin başlangıcı olur ve sırayla “Çöpçüler Kralı”, “Bekçiler Kralı”, “Gol Kralı”, bunları takip eder.kemal sunal

1992 ila 1998 yılları arasında sinema yerine televizyonu tercih eder, ama aradığını pek bulamaz. Sinemaya dönüşü onu Metin Akpınar ile yeniden bir araya getiren “Propaganda” filmiyle olur, ama ertesi yılın 3 Temmuz’unda “Balalayka” filminin çekimlerine katılmak için bindiği uçakta kalp krizi geçirerek hayatını kaybeder.

Kemal Sunal Sanatı ve Şaban Tiplemesi

Türk sineması geçmişi boyunca Feridun Karakaya’nın “Cilalı İbo”sundan, Sadri Alışık’ın “Turist Ömer”ine kadar son derece beğenilen diziler oluşturan başka komikler de tanınmıştı, ama Kemal Sunal’ın güldürme ve güldürerek sevilme kavramını başka boyutlara sürükleyerek toplumun bilinçaltına seslenmiştir ve hala seslenmektedir.

Bu denli önemli bir isim olarak, Türk sinemasına eserler vermiş olan Kemal Sunal’ın 82 filmlik külliyatı içerisinde edebiyat eserlerinden ve Batı sinemalarından uyarlanan örneklerinin de bulunduğu, ayrıca televizyon filmi olarak bazı yapımlarının yeniden uyarlandıkları göze çarpmaktadır.

Onun gerek başrol olarak, gerekse yardımcı karakter olarak görev aldığı edebiyat eserleri şunlardır:

“Hababam Sınıfı Serisi (1975, 1976, 1977, 1978)” :Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı romanından uyarlamadır.

“Süt Kardeşler (1976)” : Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aynı adlı eserinden esinlenilen bir yapımdır.

“Köşeyi Dönen Adam (1978)” : Müjdat Gezen’in “Eşeğin Karnındaki Elmas” isimli eserinden uyarlamadır.

“Devlet Kuşu (1980)”: Orhan Kemal’in aynı adlı romanından uyarlamadır.

“Gol Kralı (1980)”, “Zübük (1980)” : Aziz Nesin’in aynı adlı eserlerinden uyarlamadır.

“Deli Deli Küpeli (1986)” : Cevat Fehmi Başkut’un aynı adlı tiyatro eserinden uyarlamadır.

“Kiracı (1987)” : Sulhi Dölek’in aynı adlı romanından uyarlamadır.

Sunal’ın, bazı Batı yapımlarından da çeşitli görsel ögeler olarak esinlenilen yapımları da mevcuttur. Sözgelişi, dağda ayıların yetiştirdiği bir çocuğun, medeniyete ayak uydurmasının anlatıldığı “Hanzo” isimli film “Trog (1970)” isimli filmden; tanımadığı babasından kalan mirası, ailesinin diğer bireylerinden almaya geldiği şehirde, bu akrabaları tarafından ortaya kaldırılmaya çalışılan “Çarıklı Milyoner”, “Mr.Deeds Goes To Town (1936)”dan; Büyük şehre gelerek burada sarhoş olduğunda karakter değiştiren bir kişiyle tanışarak arkadaş olan “En Büyük Şaban, City Lights (1931) adlı Charlie Chaplin filminden”; Tesadüfen bulduğu bir kız bebeği büyütmeye çalışan “Garip, yine Chaplin’n “The Kid (1921)” isimli filminden ve kadın kılığına girerek kanlılarından gizlenirken şöhret olan “Şabaniye” ise, “Tootsie (1982)” adlı yapımlardan benzer sahneler, hikâye örgüsü gibi durumlarla esinlenme hissettirmektedir.

Kemal Sunal filmlerinin özel kanalların kurulması ile başlayan süreçte, televizyon filmi olarak farklı sanatçılar tarafından yeniden uyarlanmaları da karşılaşılan bir başka husustur. Özellikle Sinan Bengier’in hayat verdiği “Hoş Memo (1993)”, “Gerzek Şaban”dan; “Postacı Kapıyı Ara Sıra Çalar (1993)”, “Postacı”dan; “İnce Hasan (1993)”, “Kibar Feyzo”dan; “Bozdur Bozdur Harca (1994)”, “Köyden İndim Şehire”den; “Dam Üstünde Saksağan (1994)”, “Sakar Şakir”den; “Doktora Bak Doktora (1994)”, “Doktor Civanım”dan; “Mazlum (1994)”, “Garip”ten; “Mıymıntılar Kralı (1994)”, “Kılıbık”tan; bire bir şekilde yapılan televizyon uyarlamalarıdır. Bu filmlerin uyarlandıkları Sunal yapımları ile benzerlikler o kadar yoğundur ki, bir başka ifadeyle filmlerin, yeniden çekilmiş halleri biçiminde televizyon piyasasına sunulduğu görülebilmektedir.

Anlatının Sürekliliği ve Bir Anlatı Kahramanı Olarak Kemal Sunal

Yukarıda hayatı, sanatı ve özellikle Şaban tiplemesi ile ilgili görüşlerin sunulmasının ardından Kemal Sunal filmleri nezdinde sinemanın halk bilimsel anlamda anlatının üçüncü boyutu olarak görülerek Kemal Sunal’ın da bu noktadaki yerinin de tespit edilmesi önemli görülmektedir. Sinema, müzik, dans, grafik, resim, heykel, tiyatro, felsefe, tarih, politika, mantık, astronomi, etnoloji, sosyoloji, kültür bilimi, din bilimi, mitoloji, teknoloji gibi pek çok farklı alanla ve özellikle de edebiyatla sıkı bir bağlantı içindedir. Sinemadan daha eski bir sanat dalı olan edebiyatın etkisi ise genellikle senaryo yazımı ve edebî eserlerin filmlere uyarlanması kapsamında incelenmektedir.kemal sunal

Edebiyat sinema ilişkisinin iki boyutlu bir bakışla yalnızca yazım ve uyarlama bağlamında değerlendirilmesinin, sinemanın bir anlatı ortamı olarak da göz önünde bulundurulduğu takdirde yetersiz kalacağını düşündürmektedir. Toplumsal yapıyla bireyin düşünsel dünyası her zaman iç içe girmiş bir halde bulunur çünkü düşüncenin temelinde dünya görüşü ve toplum zihniyetinin oluşturduğu mantık örgülerinin bileşimi vardır.

Kemal Sunal’ın masalda Keloğlan, fıkrada Nasreddin Hoca, seyirlik oyunlarda Karagöz, ortaoyunu ve meddah anlatısıyla olan benzerliğinin yanında iki filmde canlandırdığı şekliyle Köroğlu anlatısıyla benzer noktalarının olduğu da dile getirilebilir. İleriki bölümlerde üzerinde durulduğu gibi “Salako” ve “Davaro”daki eşkıya tipinin ele alınışı, soylu eşkıyalık bağlamında değerlendirilebilecek bir başka nokta olarak düşünülmektedir.

Etiketler