web analytics

Feminizm, feminizm nedir, feminizm nasıl ortaya çıkmıştır

Bu yazı feminizm nedir, feminizm, feminizm nasıl ortaya çıktığı konusunu ele almaktadır

Değişimler yüzyılı olarak adlandırılabilecek 1800’lü yılların insanlığa kazandırdığı en önemli katkılardan birisi hiç şüphesiz “feminizm” olarak adlandırılan ve ikincil konuma konuşlandırılmış olan kadının toplum içindeki yerini sorgulayarak temelleri atılan kadın hareketi olmuştur. Geçmişten günümüze uzanan düzlemsel feminizm tarihi çizgisi üzerinde kadının yerini sorgulama ve değiştirme çabası içerisinde olan feminizm, erkeklere 55 tanınan toplumsal, ekonomik ve siyasal hakların tamamının kadınlara da verilmesini savunan ve kadının toplum içindeki rolünü genişletmek isteyen bir öğretidir.feminizm

Başka bir ifadeyle feminizm, toplumsal cinsiyeti önemli ve temel analiz birimi olarak gören etkinlikler, kuramlar, varsayımlar, felsefeler ve yaklaşımlar demeti olarak tanımlanabilen, disiplinler-arası bir akademik biliş tarzıdır. Feminizm birbirinden farklı görüşleri aynı potada eritebilecek bir çıkış noktasına sahip olmasından dolayı içinde barındırdığı farklı grup ve yaklaşımların ortak bir hedefe ve erkek egemenliğine karşı bir mücadeleye yönelebilmesine zemin hazırlamış bir harekettir. Burada sözü edilen ortak hedef kadınların yüzyıllardan bu yana süregelen durumlarının sorgulanarak iyileştirilmesi ve ataerkil zihniyet içerisinde kadının yerleştirildiği konumun nedenlerinin ortaya konularak yeniden şekillendirilmesidir.

Feminizm ya da kadın hareketi olarak nitelendirilebilecek bu akım, erkeklere kamusal alanın – iş, spor, savaş, hükümet – sorumluluğunu verirken, kadınları ev içinde ücretsiz çalışmaya, yani köleliğe mahkûm eden, aile hayatının bütün yükünü onların sırtına bindiren toplumsal işbölümünün ve bir grup olarak erkeklerle diğer bir grup olarak kadınlar arasındaki ilişkilerin sorgulanması, kadınları aşağı, bağımlı, ikincil konumda tutan bütün iktidar yapılarına, yasalara, geleneklere baş kaldırılmasıdır.

feminizmBu nedenle, 19. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkan feminizm cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkarak, cinsler arasındaki siyasal, toplumsal, ekonomik eşitliği, kadın haklarının genişletilmesiyle sağlamaya çalışan bir toplumsal harekettir.

1789 Fransız devriminin gerçekleşmesi ve devrimin devam eden süreci içerisinde kadın özgürlüğünün, kadınların seçme-seçilme, mülkiyet haklarının savunulması biçiminde kendini gösteren feminizm Mary Wollstonecraft’ın “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” eseriyle sosyoloji, felsefe, edebiyat ve siyaset alanına temellerini atmış ve birbirinden ayrılan farklı yaklaşımları ile giderek güçlenen bir kuram haline gelmiştir.

Wollstonecraft’ı takip eden feminizmin temel eserlerinde kadınlara karşı biyolojik açıdan algılanan düşük statü tartışılmış ve kadınlarla ilgili eşitlik ve eğitim geliştirme yolları aranmıştır. Bu anlamda, kadınlar, kitlesel, organize ve kurumsal anlamda ilk defa devrim niteliğindeki iktisadi ve siyasi dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde ortaya çıkmış ve haklarını savunmaya başlamışlardır. Söz konusu dönemde özellikle Avrupalı kadınlar toplumsal ve siyasi 56 hareketlere katılarak seslerini duyurmaya çalışmışlardır. Çünkü Sanayi Devrimi, endüstriyel kapitalizm ve devletlerin siyasi düzenlerinin temsili demokrasiye geçmesi ile birlikte, Avrupalı kadınların durumu ve konumu derinden sarsılmış, özellikle ailenin ekonomik ve siyasi öneminin azalmış olması, feministlerin seslerini daha da yükseltmelerini gerektiren bir ortam doğurmuştur.

Bu gelişmelerle birlikte, kadınların ekonomik ve siyasi bir “sorun” haline gelmesi üzerine, kurumsal feminizm bu sorunu çözmeye yönelik cevaplar arayan bir hareket ve akademik disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Feminizmin çıkış noktası, kadınların düşünsel yeteneklerinin erkeklerden farklı olmadığı ancak eğitim tarzlarının onları ev içinde hizmet etmeye koşullandırdığı ve bu nedenle felsefe, bilim ve sanatla uğraşamadıkları şeklinde geliştirilmiştir. Bu çıkış noktasına dayanarak ilk feminist yazar ve düşünürler kadınlarında erkeklerle birlikte laik ve genel eğitimden yararlanarak aile dışında hizmet edebileceklerini tutkulu bir biçimde savundular. Bu düşünceler feminizm hareketini kamusal alanda eşitlik ilkesine yönlendirmiştir.

Kamusal alanda eşitlik istemi kadınların kamu alanında erkeklere açık olan her işte çalışabilmelerini ve sahip oldukları tüm siyasi haklara ulaşabilmelerini sağlayacak ve böylece kadınla erkek arasındaki keskin ayrımcılık için çözüm geliştirilebilecekti.

Feminizmin ilk dalgası olarak nitelendirilen ve 20. yüzyılın ilk dönemlerine kadar süren bu dönem kadınların kendi konumlarını sorgulamaya başlamasıyla geliştirdikleri siyasal alanda kadın-erkek eşitliği düşüncesine ulaşmış ve feminist düşünürlerin ataerkil toplum sistemi içinde erkeğin sahip olduğu seçmeseçilme, oy, eğitim ve vesayet hakkına sahip olmaları gerektiği düşüncelerini savunarak mücadeleye girişmişlerdir.

Liberal feminizm olarak adlandırılan bu ilk dönem feminist yaklaşımda vurgulanan nokta “insan olarak eşitlik ve bireyin özerkliğinin” kadını da insan statüsüne çıkararak erkekle eşit konuma getirmektir. Bu nedenle, liberal feminist hareket rekabette iki cinsiyet arasında gerekli olan eşitliğin sağlanması için “oy hakkı, eşit eğitim, eşit iş, eşit ücret” kampanyalarını başlatmıştır.

Çağdaş liberal feminizm, cinsiyetçi ayrımcılıktan kaynaklanan toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri üzerine odaklanmıştır. Kadınlara, yeteneklerini geliştirebilecekleri fırsatları kullanmalarını sağlayıcı bir “özgürlük” kazandırmayı hedeflemektedir.

Mary Wollstonecraft, John 57 Stuart Mill, Olympe de Gouges, Elizabeth Cady Stanton gibi liberal feministler, kadın ve erkek cinsiyetleri arasında var olan fırsat ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, kadınların mesleki başarı ve entelektüel gelişmelerinin önünü açacak yasal düzenlemelerle çözüme ulaşacağı, örneğin, kadınlara yurttaşlık haklarının eşit olarak tanınmasıyla, kamu yaşantısına katılma olanağının sağlanabileceği inancını taşımaktadırlar.

Özetle, liberal feminizmin talepleri ve mücadele verdikleri konular, kadının eş ve anne olarak evine (özel alana) ait olduğu görüşünün eleştirisi üzerinden kamusal alana katılım isteği, kocaların eşleri ve çocukları üzerinde sınırsız otorite kurmalarının eleştirisi yoluyla medeni haklar istemi, kadınların doğaya, akıl dışına veya duygulara ait olmadıkları onların da kültüre, akla ve insanlığa (erkeklerle ontolojik aynılık ve eşitlik) sahip oldukları anlayışıyla doğal haklar talebi ve tüm bunların gerçekleşebilmesi için de erkeklerle aynı eğitim ve donatılara sahip olmaktır.

feminizm nedir, feminizm konulu yazımız sona ermiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir